8’e basınca “Yeni bir hayat seçeneği?

Ne yazacağını bilmeden yazmaya başlayanlara not: “Her yazan önce, kendini yazar.”

Kendinizden sıkıldıysanız ya?Ya da yüz nakli yaptırmak için sırada olduğunuza dair bir hayaliniz varsa? Benim var. Ya da, 8’e basınca bir “Yeni hayat seçeneği?”

Teyp de müzik dinleyen bir nesili temsilen, hangi sevdiğimiz şarkıyı 35 kere başa-sona almaktan, bitap düşmediyseniz sizinle belki de hiç karşılaşmamız olabiliriz.

Okul çıkışında, aynı okulda 8 saat geçirip de, birbirleriyle 3 cümle kuramamış çipil gözlü, kırmızı suratlı arkadaşlarınız yok ise de hiç. Benim vardı. Konuşmak isterdik ama konuşamazdık. Çünkü, yemekte konuşmak ayıptı, büyüklerin yanında konuşmak ayıptı, başkasının sözünü kesmek ayıptı, ya beni aptal zannederlerse korkusuyla konuşmak ise çok ayıptı. Hatta aptal olmaktan bile çok!

Birisini beğenince konuşmak ayıptı, ya o anlarsadan çok, en yakın arkadaşlarımız anlar ve bizimle dalga geçer korkusu ise o yıllarda bile ömür törpüsü:( En çok kimden nefret ediyorsak, en çok kiminle dalaşıyorsak, en çok koşmaca oynarken kim saç örgülerimizi çekiyorsa, o sümüklü oğlana yakıştırılma korkusuna “Aşk” dediler çok sonraları. Daha “Tadını”, “Kokusunu” ,”Dokusunu” bilmeden “Korkusunu”öğrendiğimiz “Aşk”….

Kaybetmeden hiç kavuşulmayacağını, kavuşulunca adının “Aşk” olmayacağını, kalbinizin üzerinde sürekli 2 berjer koltuk büyüklüğünde bir sıkıntı ile aslında onsuz nefes almadan, nefes almaya çalıştığınız bir yaşam şekli. Bazılarını yemeden-içmeden kesen, bazılarını 2 oğlak çevirme şiddetinde yemeye iten, bir yaman çelişki:)

Konuşurduk, karşımızdakinin en çok kendini bizim ağzımızdan dinlemeye en hevesli olduğu zamanlarda daha da çok. En çok da nasıl sevildiğimizi, ilk nasıl beğenildiğimizi, ilk en çok-en tutkuyla sevilen olduğumuzu, saatlerce anlatsalar doymazdık, bu konuşma hiç ayıp değildi. Çünkü, konu “Biz’dik”.

Dinlemeyi de sevdiğimiz insanlar ile yaşanan şeyin adının da “Aşk”olduğunu farkettim yıllar sonra. Gözümün kenarından şıp diye akan gözyaşı varsa anlattığı şeye göre, ya da sözünü yarıda kahkahamla kesip, onu sinir ettiğim. İlkokul aşkları, eski mahalledeki komşu teyzeler, yazlıkta gizlice içilen biralar, çıkılan ilk basketbol maçına gelmediği için çok kızılan babalar, ilk iş, ilk terkediliş, ilk seviş…Dinlerken, sanki o çocuklukta siz de vardınız hissi de işte bu “Aşk’a” dair.

Çok konuşmak ayıptı, konuşmadık belki. Ama 3 gün dinlesek doyamayacağımız, 3 ömürlük insanları sevmeyi öğrendik. Her sevdanın doyamama öyküsü başka ya, benimkisi “Dinlemeyi Özlemek”diyorsanız;

“Her şey, elbet başladığı yere döner” bölümünü başa sarmak için eski teybi çıkartın. Belki de başa sarar…

Yapriko, İstanbul

Author: yaprak

Share This Post On