Güzel Baharlar Diliyorum!

Biz çocukken; “Siyasete bulaşma” denirdi evlerde. Korkardı anneler. Sen okuluna git-gel. Neyine lazım kim seçilmiş, kim haklı, kim özgür?

Korkarlardı, çünkü siyaset büyük büyük adamların işiydi. Çocukları alet ederler, kötü emelleri için kullanırlar ve atarlardı büyük adamlar ya hapislere, ya mezarlara. Acılar çekilmişti çok, yoklukları hiç dolmayacaklar çok uzaklara gitmişti. Sonra da kimin arkasından gitmek isteseler, yarı yoldan dönmüştü hepsi.

Neye inanmak doğruydu? Herkesin eşit olduğu, özgür olduğu, her haklının hakkının korunduğu bir yer var mıydı? Çitine gittiğimizde dünyanın bittiğine inandığımız köylerimizde, kapıyı kapatıp, akşam oldu diye perdelerin sıkı sıkıya örtüldüğü evlerimizde sakince yaşayıp gidiyorduk. Bunlara da çok kafa yormaya gerek yoktu. Ülkemizde artık her şey vardı.

Çatal sesler çıkıyordu ara sıra. Hak-hukuk diyorlardı. Niye daha azına razı oluyoruz diyorlardı? Susuyorduk. Çünkü ekonomi iyiye gidiyordu. Kredi kartlarımızla 12 taksit yaptırarak aldığımız tatilin ödemesi için bankalardan kredi alabiliyorduk. SMS ile kurban kesebiliyorduk, e-okuldan çocuklarımızı takip edebiliyorduk, okulu kırmışlar mı diye? Teknoloji de gelmişti güzide ülkemize. Her yer elimizin altındaydı, isteklerimizi yazmaya, çizmeye, fotoğraflamaya hakkımız vardı. Pazar sabahları yaptığımız kahvaltıların fotoğrafları ile havamızı atıyorduk ve tüm ilkokul arkadaşlarımızı çok şükür ki bulmuştuk bu yeni teknoloji sayesinde…

Her şeyi yazarken-çizerken fark ettik ki birden, bizim gibiler vardı. Bizim gibi olmayanlar kadar çok hem de. Biz uyurken bir şeyler olmuştu, herkesin haberi var mıydı? Panik oldukça daha çok kişiye ulaşmaya, okumaya, takip etmeye başladık.

Elimizden bir şeyler gidiyordu ama TV ekranlarında, gazetelerde hiç söz edilmiyordu. “Hiç bir özgürlüğe dokunmayacağız!” deniyordu ama özgür olduğumuz tüm alanlar engelleniyordu. Parka gitmek yasaktı, halkın kendi kendisini yönetmeye çalıştığı seçimlerde, kendi sandığını koruması yasaktı, ekmek almaya gitmek tehlikeliydi, çocuklar ölüyordu.

“Onlar” gibi düşünmemek yasaktı. Hep “Öteki’ydik” Taraf olmazsanız, bertaraf olursunuz diyorlardı. Ama duble yollarımız vardı, Eskişehir’den Ankara’ya hızlı tren vardı. Hastanelerde sıra beklememiz için numaratörler vardı. Numaralar güzeldi.

3-5 tane ağacın peşine düşmüştük, herkes istediği gibi düşünsün, yaşasın istiyorduk. And içtiğimiz gibi, Ata’mızın yolundan ayrılmayalım istiyorduk. Artık Andımız yoktu ama kalbine işlemiş arkadaşlarımız vardı. Belki de hiç tanımadığımız, ama daha iyiyi hak ettiğimize gönülden inandığımız arkadaşlarımızla, parklarda, meydanlarda da buluşalım. Daha iyiyi konuşalım, tartışalım, kutlayalım istiyorduk.

Kış bitmişti. Yeşil erik çıkmıştı. Küçükken yan bahçelerden çaldığımız eriklerin tadı gibi değildi ama erikti işte. Baharı müjdeliyordu.

Emekleri ile erikleri evine, çoluğuna -çocuğuna götüren tüm iş’çiler için bayramdı 1 Mayıs. Anne sözü dinlemeyip “Siyasete bulaşan”lardan önce, emeğine sahip çıktığı için Kazancı Yokuşu’nda hakkını arayanlar ölmüştü yok yere. Gittikleri yerlerden “Daha iyi miyiz?” diye baktıkları için tam da oradan anmak güzeldi. Biz iyi değildik henüz, ama birbirimizi bulduk,- annelerimiz de korkmuyor artık bizim için, hatta onlar da geliyor bizimle-. Yolumuz uzundu ama yolu biliyorduk artık. “Müjde de, hasret de, bayram da bizim!”

Ne de olsa kışın sonu bahardır. Tüm emekçi arkadaşlarım için güzel baharlar diliyorum!

http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/112652/sezen-aksu-ne-aglarsin

#1Mayıs #bahar #isci #emek #birlik #dayanisma20130317.165504_MRSN-ERK_(8)_2081892_602_400_80_c1

Author: yaprak

Share This Post On