Sırt Çantası

Sırt çantamda 2 çift eşofman, 3 t-shirt, biraz çamaşır, biraz toka, biraz birazı okunmuş kitap, biraz birazı yenmiş çikolata, yarım paket sakız, 1 açılmış CD-Şebnem Ferah/OD- 1 açılmamış CD ZAZ.

Arabanın camını hep çok az aralık bırakırım. Arabalarda nefes almalı. İsim konuyorsa ve cinsiyeti de varsa nefes de gerekir bu canlara.Bu sefer fazla açık bırakmış olacağım ki, şöför mahallinde dallar, kuru yapraklar, bir pet şişe kapağı-gayet doğaya saygısızca -yerleşik hal almışlar. Camı gün sıcaklığına gore ayarlayıp, dal ve yaprakları da itekledikten sonra yola koyuluyorum.

Yolumuz, yol. Yani, bilmiyorum…

“Canı ne çekiyorsa alıp gitmek” daha güzel deyim bence, başını alıp gitmekten. Yarım paket sakızla, biraz birazı yenmiş çikolata değil tabii kastımJ

Canımızın çektiği aslında, ne yapmak, ne yemek, ne içmek, ne görmek istediğimiz. Onlara doğru gitmek ise, işte Yol’un ta kendisi.

Canım, balık pazarında peynirci olmak çekiyor mesela. Bir çırak, bir ben. Sabah, çarşının geceden kalmalığına gore açılış. Diğer dükkanların önünden geçerken içeri hafifçe göz atış. Sevdiklerimizle muhabbetli selamlaşma. Sevmediklerimizle hemen uzaklaşma. Önü yeni süpürülmüş -toz kalkmasın diye ıslatılarak, çalı süpürgesi ile- dükkanımızın önüne varış. Çırak, dün geceden kalan dağınıklığı alelacele toplarken aklı, aklını başından alan sarışın çilli kızda olduğundan, dünyadan bir haber pür neşe.

Çeşit çeşit peynirler var vitrinde. Keşan’dan, Kars’a. Öyle sosyetik ayak kokulu peynirlere çok ilgi yok bizim çarşıda. Onun için, kendimiz sevsek de, “Biz satmıyoruz!” edamızla cakamızdan geçilmiyor. Amcaların, teyzelerin artık tek işi, elektrik- su parası yatırmak olduğundan, kıyıda köşede kalmış 3-5 yüzü gülen esnafla sohbetseveri ise, her daim bizim dükkanda.

Tarttırdığı peynirin yarısını, yan fırından aldığımız üstü ayçekirdekli ekmeklerle ikram edişimize de tezahürat çok tabii. -Yalnız, ayçekirdeklerini, fırıncının çocukları geceleri kendileri ayıklıyordur diye tutturalı beri Ablam- içimiz de bir fena olmuyor değil hani:(

Akşam serinliğine dek, çarşının seslerini dinliyorum. Neler neler duyuluyor bu tınılarda. Tartı sesi, ezan sesi, fırıncının kalfasına bağırma sesi, aşkından içi yanmış yağız delikanlının tutturduğu türkü sesi, köpeğim Tarçın’ın beni -Hadi denize- diye çağıran tasma sesi.

Tarçın’ın tasmasını, yerden alıp, kayalıklardan denize doğru dalıyorum. Mavi, yeşil, yosun, deniz yıldızı, sahildeki mangalın kokusu, son hasat şarabın tıpası, hepsi benimle birlikte yüzmeye geliyor.

Ama once, arabaya binip Bozcaada’ya gitmem lazım… Bir de, peynirci dükkanı açmam…

Sırt çantası-Beni bekleme kaptan-Şebnem Ferah



Yapriko- Henüz İstanbul!

Author: yaprak

Share This Post On