SOMA’ya Ses Verin!

Hep nefes almak için çıktığımız bazı yollar vardır. Ege‘nin yeşiline-mavisine koşmak için gün gün dakika saydığımız tatilin kendisi gelmeden hayalinin geldiği yollar. Ne zaman Ege için yola çıksak, hep içimizde bir umut, bir heyecan, bir keyif. Rokanın, börülcenin, denizin, martının, meltemin esintisinin bizden önce yola koyulduğu yollar.

Bu yol ise başka bir yol. Yatçaz, kalkçaz-yatçaz-kalkçaz diye heyecanla bekleyemediğimiz bir yol. Yine Ege’ye gidiyoruz. Ama Susurluk’ta salçalı tost-ayran için bile durmadan. Adına “İstanbul” denen fanusumuzdan bakınca, orada bir toz bulutu var, aşağıyı göremiyoruz. Gitmek lazım, görmek lazım, dokunmak lazım diye yola çıkıyoruz.

Ege’nin heyecanından eser yok bu sefer, acaba ne ile karşılaşacağız? Acaba ne desek doğru?Acaba sarılsak mı? Acaba gerçekten neye ihtiyaçları var? Soruları kafamızda, acıları uzaktan anlayamayanlar için de olsa yakınımızda, biz Soma’ya gidiyoruz.

Ses gelmedikça duymadığımız acılar için yara sarmak mümkün mü? Ya ses veremiyorlarsa? Ya ses verince, acılarına isyan etmiş oluyorlarsa? Sesleri çıktıkça çatallaşıyorsa ya da? Belki de susturuluyorsa sesleri? “Ses’in geldiği yöne” kafasını çevirip bakan insanlar için, bakmayanlara da anlatmak mümkün mü? İşte bunu duymaya gidiyoruz.

En büyüğü 25 yaşında, 2-3 çocuk annesi genç kadınlarla karşılaşıyoruz. “Sevdiğim gitti benim, ev taksidi ödemek için, biz kiralarda kalmayalım diye, her gün girdiği mezardan bu kez çıkamayan sevdiğim gitti, şimdi benim neye ihtiyacım olsun ki?” diyen birinin karşısında ne diyeceğinizi düşünerek kaldınız mı hiç? Ya da “Turizm okudu benim oğlum, Antalya’da iş buldu ama ben gözümün önünde dursun, turistlere kapılmasın, kendi bildiğimiz biriyle evlensin diye güneşten aldım oğlumu, mezara soktum, oğlumu o gün ben öldürdüm, maden değil” diyen anneye ne diyeceğinizi?

Tüm bu olanlar için “Kader” diyemeyen, ihmalin, insanlık ihlalinin bilincinde olan ama tek çarenin yine maden olduğunu çoktannn kabul etmiş babalara peki? “Benim kocam da öldü ama mühendisti, benim imkanım var siz ihtiyacı olanlara gidin diye bizi ve taziye için götürdüklerimizi kabul etmeyen matematik öğretmeni ya peki? Hala onurlu eğitimciler olduğunu, bunları görmenin bile hepimiz için bir umut olduğunu duymaya.

Bir yerde karşılaşsa idik belki de hiç konuşmayacağımız, derdini sormayacağımız  teyzeleri dinledik, dedelere sarıldık, çocukları kucakladık. Bir felaket olmuştu, yerin en dibinden en üstüne çıkan bu sefer kömürden, ranttan, siyasetten çok başka bir şey. Dinlemekten, anlamaktan öte insan olduğumuzu, eşit olduğumuzu ve hakkımız olduğunu tekrar hatırlamak ve hatırlatmak gibi bir şey.

Canları yanan insanlara, canının yandığı yerden sarılamadıkça her şey havada asılı kalmasın diye, resimli kitaplara, oyuncaklara, çikolatalara sardığımız çocuklar için o anı kurtarmaktan başka bir yol alabilmenin peşinde bir Ses olmaya, Ses duymaya, Ses vermeye gittik. Siz de sesinizin çıktığı kadar #SomayaSesVerin

somayases

Author: yaprak

Share This Post On