Uçmak İsteyip de Uçamayan Bir Kuş

O hayatımda gördüğüm en güçlü kadın. Hayatı, tam manasıyla hayatını resmederek acılarını dindiren, gözyaşlarını tablolarına akıtan bir kadın Frida. “Bir fahişe olarak doğdum” diyebilecek kadar cesur, “bir ressam olarak doğdum” diyebilecek kadar da kendine güvenen bir kadın. Altı yaşında çocuk felcinin sonucu olarak bir bacağı özürlü kalmış, eve dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması sonucu çok kişinin öldüğü kazada, trenin demir çubuklarından birisi Frida’nın sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmıştı. Kazadan sonra tüm hayatı korseler, hastaneler ve doktorlar arasında geçti; omurgası ve sağ bacağında dinmeyen bir acıyla yaşadı, 32 kez ameliyat edildi ve çocuk felci nedeniyle sakat olan sağ bacağı 1954’te kangren yüzünden kesildi. Tablolarına yansıttığı gibi hayatı tam anlamıyla acılar ve mücadeleler ile geçti. Ama köşesine çekilip içine kapanmadı, acılarını zaman dindirir diye beklemedi. Tam aksine hayata ve sanatına sıkı sıkıya sarıldı. Kahlo için şöyle demişti bir eleştirmen: “Bu olağandışı insanın yaşamını ve eserlerini birbirinden ayırmak imkansızdır. Resimleri onun biyografisi”.

fridakahlo

Kendi hayatı, yüzü ve bedenin yola çıkıyordu Frida. Kendi çektiği acıları, içsel dünyasını en karanlık noktasına kadar tuvale yansıtıyordu. Ne bir akıma, ne bir toplumla ters düşme kaygısına ne de sanatsal egolara sahipti. Onu bu kadar güçlü ve yüce yapanda bu özellikleriydi zaten. Yaşaması bile bir mucizeyken, yürümeyi başarabilecek kadar inatçıydı ve ülkesindeki ilk kişisel sergisinde yataktan çıkmaması öğütlenmesine rağmen çareyi yatağı sergi salonuna taşıtmakta buldu. Öyle de güçlüydü. Ölümden sonrası için ‘‘Hayattayken çok yattım. Yakın sadece.’’ dedi. Yaşama ve ölüme gülebilen bir sanatçıydı. 13 Temmuz 1954’te gözlerini yumdu Frida. Gömülmedi, çok yatmıştı zaten. Yakıldı. Külleri şimdi müze olan Mavi Ev’de sergileniyor.

Aşkın, Acının ve Devrimin kadını bugün dünyaya gözlerini açmıştı. Hayranlıkla selamlıyorum.

Author: yaprak

Share This Post On