Vapur ve Dost

besiktas-vapur-seferleriVapurla geçelim karşıya diyen mavi gözlü kadın, elinde simit ve çayla -tabii ki ince belli ve kırmızı beyaz tabağında erimiş tek şekerli- saçlarını savurduğu yerde, denizin kokusuyla bir bi hasrette kaldığımız yerdeyim sanki.

Son’ ları düşünmek ne garip böyle birden bire.! Hiç ilkler gelsin diye zorlarken buldunuz mu kendinizi, aklınızı? Ama ne yapsanız son’l ar gelir. Size sormadan, kolayca hem de…

Son gördüğümde… Son sözü… Son yemeğimiz.. Son sevişmemiz… Son dost kazığı… Son kalp ağrısı… Son arkadaş yazgısı…

Ya ilk’ ler… İlk kalp ağrısı, ilk karın ağrısı, ilk göz yanılması, ilk sırt sıvazlaması onları da anar mıyız korkmadan, tekrar yakalanmaktan? Son’ ları hatırlamak bu yüzden anlamlıdır belki de. Kimse hesap sormaz size vicdanınız dahil hiç. -Son’ dur ya adı: Bitmiştir, bitmelidir çünkü.

f1001Çok güzel bir deniz kenarındayım, dalga sesi kulağımızda, kendisi ayaklarımızda. İskelenin başında, tek bir beyaz sandalye var boş duran. “Balıkçı Mustafa” yazıyor yanında mavi boya ile çarpuk çurpuk. Üstadı dinlemeye gelmiş ud sesi ile, rakı kadehinde eriyen buz sesinden başka sesi duymayan kulaklarıyla Balıkçı, kaybettiği evine ve ailesine içermiş meğer burada her akşam. Tek dilim beyaz peynir ve kavunla. Tek kalmanın gayet gerektirdiği şekliyle bir koca bütün. Balıkçının hali dokundu sanki bana. Bu kayıptan kim kazançlı çıktı bilmem ama kimbilir korkaklığından kaçarken nasıl yakıp yıkmıştır kalp hanesini?!Kavunla rakının sebebi belli:(

İnce kıyım domatesli roka salatası mı kırmızı soğanlı çoban salatası mı kavgası yaparken masamızda, düşünürken unuttuğum, unuturken ertelediğim; “Mavi Gözlü Kadın’ la “bir akşam üstü vapurunda, açıkta otururken konuştuklarımız geliyor aklıma. “Hayallerimiz ve hayat” konulu. Farkediyorum ki birden; Bu bir “Son” konuşma…

Üstad  “Şimdi uzaklardasın!“ diyor; ud ses vermiyor sanki, sanki Balıkçı Mustafa ağlıyor.

Ama, herkesin şaşkın bakışları altında  aslında ben ağlıyorum. Yiyemediğim roka salatasına, “Benzemez kimse sana” yı çalmayan udiye, güneşten yanmış omuzlarımın acısına, Balıkçı Mustafa’ya… Herkese!

En çok da, Son olduğunu bilemediğimden- değerini  hiç bilemediğim bir konuşma için… Bir ince belli demli çay, bir simit, bir deniz kokusu ve bir dost için ağlıyorum.

Aklıma hep ilk’ leri yazdığım yerden, sonunda son’ lar çıkıyor. Ben, O unutmaya çalıştığım Son’ larda, Son olmasın, hep benimle kalsın diye aklımın en son köşesine ittiğim yerde, küçücük beyaz bir örtünün altında kıvrılmış kalan Son Resmini hatırlamamak istediğim Dostum’ a ağlıyorum.

Hiç ayrılamam derken, kavuşmak hayal olsa da…

Yapriko -Girne

*Nil Pınar İnanoğlu’ na ithafen yazılmıştır. Nur’ lar içinde yat güzel dostum.

Author: yaprak

Share This Post On